AHMED
DAVUDOĞLU
351 - 357 NOLU
HADİSLERİN ŞERHİ:
Hadisin birinci
rivayetinde ismi geçen Ebu Ümame
{Radiyallahu anh) Beni'l-Hars kabilesine mensub, Ensardandır. Onu meşhur Ebu. Umamete'l-Bahili ile karıştırmamalıdır. Bu cihet ulema arasında
ittifakı ise de ismi ve kabilesi hakkında ihtilaf vardır. Ebu
Hatim er-Razî, isminin Abdullah b. Sa'lebe olduğunu söylemiş; bazıları da Sa'lebetü'bnü
Abdullah olduğunu ileri sürmüştür. Meşhur olan ismi imam Nevevî
'nin de kaydettiği vecihle İyas
b. Sa'lebe 'dir.
Şayan-ı dikkat ikinci
bir nokta da bu zatın vefat tarihidir. Ashabı kiramın hayatları hakkında
yazılan eserlerin bir çukunda bu zatın Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in. Uhud gazasından dönüşünde vefat
ettiği: ve cenazesini bizzat Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in
kıldığı zikrediliyor. Bu tarihe bakılırsa imam Müslim'in burada Abdullah b. Ka'b’dan
rivayet ettiği bu hadisin münkatî olması icabeder. Çünkü Abdullah b. Ka'b
tabi'indendir. Hicretin üçüncü yılında vefat eden bir zatı görmesine imkan yoktur. Lakin Hz. Ebu Ümam'enin vefat tarihi yanlıştır. Nitekim hadisimizin
ikinci rivayetinde Abdullah b. Ka'b'ın: «Bana Ebu Ümame rivayet etti» demesi,
onu bizzat dinlediğinin açık ifadesidir. Vefatı hakkında gösterilen tarih doğru
olsa onu İmam Müslim, kitabına almazdı. Filvaki' İbnü'l-Esir
Üsdü-l'Gabe fi Ma'rifeti's-Sahabe adlı eserinde Hz. Ebu
Ümame 'nin vefatı hakkında
söylenenleri reddetmiştir.
Hadisin bütün
rivayetlerinde sözü geçen yeminden murad: Yalan yere
edilen yemindir. Nitekim bazılarında «facir»
bazılarında da «sabr» kaydiyle
takyîd bu vurulmuştur.
Sabır: Hapsetmek
demektir. Yemin eden kimse kendini yemin için hapsettiği, yahud
icabında kendisini hakim yemin için hapsettiği için
ona bu isim verilmiştir. Bu babta Kaadi
lyaz şunları söylemiştir: «Yemin-i sabrın manası:
yemin vermeye icbar etmek yahud yemin etmek cüretkarlığında bulunmaktır. Bu yeminin hadisde
bu derece büyük gösterilmesi yemin-i gamus
olmasındandır. Zira yemin-i gamus en büyük
günahlardandır. Hem onda zahiren haramı helal ve batılı hak göstermek suretiyle
şeriatın hükmünü değiştirmek vardır.-»
El-Übbî
Kaadî 'nin bu sözleri
üzerine şu müteleayı naklediyor: «Şeyhimiz bu yeminle
gamus arasında fark görür;
ve bunun ehass, gamusun eamm olduğunu söylerdi. Çünkü yemini gamus
bir hakkın elden alınmadığı yerlerde de yapılır. Binaenaleyh buradaki tehdidin
ona şumulu olmadığı gibi gasıb
ve emsaliyle bir hakkı almaya da şümulü yoktur.
Hadisde yemine «facir» denilmesi, kinaye tarikiledir. Zira fücur yalan söylemenin lazımdır. Fücur
denilmiş; onun lazımı olan yalan kasdedilmiştir.
Böyle bir yeminin cezası: cehennemin vacib, cennetin
haram olmasıdır
«O kimseye Allah
cehennemi vacip kılmış; cenneti haram etmiş demektir.» cümlesinden murad —emsalinde de gördüğümüz vecihle— yi bu yemini helal i'tikad edenlerdir; ve kafir
oldukları için ebediyyen cehennemde kalırlar. Yahud helal i'tikad
etmeyenlerdir. Bunlar bile bile yalan yere yemin
ettikleri için Cehennem'e girmeyi hak etmişlerdir. Binaenaleyh Cennet'e
doğrudan doğruya giren bahtiyarlarla beraber girma
onlara haramdır.
Müslümanın malını haksız yere elinden almak için yalan yere yemin
edenler hakkında hadisin bazı rivayetlerinde: «Allah'ın gazabına uğrayarak haşrolunacaklar» denilmiş diğer rivayetlerde Allah'ın
kendilerinden yüz çevireceği beyan olunmuş; bu babta
daha başka tabirlerde kullanılmıştır. Allah Teaia
hakkında bunların hepsi «azap etmek» manasına mecazdır. Çünkü gadabm lügat manası: bir kimseden intikam almak için ona
karşı kanın kaynamasıdır. Sehat ve i'razda öyledir. Binaenaleyh Allah hakkında hakiki manalarını murad etmek muhaldir.
Burada Kaadi Iyaz şöyle diyor: « İraz, gadab
ve sehat kelimeleri, hadis olan şeyler hakkında
kullanılırsa: başkasına fenalık etmek maksadile halin
değişmesi manasına gelirler. Bu ise; Allah Azimüşşan
hakkında muhaldir. Binaenaleyh bu kelimelerin üçü de Allah'ın kullarına azab etmek istemesinden yahud fi'len azab etmesinden yahud da onları zemmetmesinden kinayedir;
ve üçü de ya zatın sıfatlarına yahut fi'lin
sıfatlarına racidir. Zatın sıfatlarından da irade
veya kelam sıfatına raci' olurlar.»
Übbî Kaadinin bu sözlerini izah
sadedinde şunları söyler: «Zat’ın sıfatları: Zatla kaaim olan manalardır. Yahud kaaim olan manadan alınan ma'nalardır.
Alimin Umden alınması gibi.
«Fi'lin sıfatları: Zattan başka bir manadan alınan manalardır. Halk
ve Razik gibi. Bunlar: halk etmek ve rızk vermek
manalarından alınmışlardır. Mezkur kelimeler zatın
sıfatına verilirse kelam ulemasının kitaplarındaki malumata göre oradan da irade
sıfatına raci olurlar. Kaadî
burada kelam. sıfatına da raci
olduğunu söylemiştir. Çünkü bu sözler zemmetmekden
kinaye de olabilirler demişti. Bittabi zemm kelamdır.»
Hadisin bazı
rivayetlerinde Eş'as'ın : «Yemen'de bir yerim vardı»
dediği; bazılarında ise: «Bir kuyum vardı» ifadesini kullandığı;
ve keza bir rivayette davanın amcası oğlu ile, diğer rivayette bir yahudi ile geçtiği görülmektedir. Zahiren bu rivayetler bir
birine münafi görünse de hakikatte aralarında münafat yoktur. Çünkü yerden maksad:
kuyunun bulunduğu yerdir. Şu halde rivayetlerin birinde kuyuyu, diğerinde kuyunun
bulunduğu yeri zikretmiş demektir. Amcam oğlu dediği şahsın bir yahudi olması caizdir. Zira Yemen ahalisinin bir kısmı yahudi idiler. Hatta Taberanî nin tahriç ettiği bir hadise göre
bu hadisenin müteaddid olması ihtimali de vardır. Hz.
Eş'as (Radıyallahu anh) amcası oğlu Ma'dam b. el-Esved b. Ma'dikerib 'dir. İsminin Cerir olduğunu
söyleyenler de vardır.
Hadisde zikri geçen ayet-i kerîmenin
sebebi nüzulü Eşas b. Kays kıssasidır. Fakat Buhari onun nuzulu için başka bir.sebeb
nakleder. Ona göre bu ayet, bir adam pazarda malını satarken müşteriye: «Bu
mala senin verdiğinden daha fazla verdiler.» diye yemin ettiği zaman nazil
olmuştur. Kelbi'ye göre sebebi nüzul: fakir ve muhtaç
bir takım yahudi alimlerinin
Ka'b b. Eşrefe başvurması hadisesidir. Ka'b b. Eşref onlara Nebi (Sallallahu
Aleyhi ve Sellem)'in Tevrat'taki vasıflarını sormuş;
onlar da onun Resulullah olduğuna şehadet
etmişler; bunun üzerine Ka'b kızarak: «Allah sizi bir çok hayırlardan mahrum etmiştir.» demiş. Yahudiler: «Dur
acele etme, biz şaşırdık; o bizim dediğimiz sıfatta değildi» diyerek özür beyan
etmişler. Ka'b bundan memnun olarak onlara infakda' bulunmuş. Bunun üzerine bu ayet naziî olmuş. Daha başka sebeb
gösterenlerde vardır.
Ayet-i Kerîmedeki «ahd»dan murad: yemindir. Ahdin hüküm itibarile
beş vechi vardır: Bunların ikisinde keffaret lazım gelir; ikisinde lazım değildir. Birisi de
ihtilaflıdır. Bir kimse: «Allah'a ahd boynuma borç
olsun» dese, bu yemini bozduğu takdirde keffaret
verir. Bunun yerine : «Allah'a va'd boynuma borç
olsun» derse Ebu Hanife ile Malik'e göre keffaret yine lazımdır. İmam Şafiî 'ye göre bu sözle yemin kasdetti ise keffaret lazımdır;
yemin kasdetmedi ise bir şey lazım gelmez. «Allah'a ahdu misak boynuma borç olsun» diyen kimseye İmam Malik'e
göre iki dane keffaret lazımdır: ancak bu sözle te'kid kasdeder-se o zaman bir keffaret vermek vacib olur.
Kavinin: «Kindeli yemin etmeye gitti» demesinden yeminin başka yerde
yapıldığı anlaşılıyor. Filvaki Kaadi Iyazın beyanına göre yemin için hususi yer vardır. Medîne'liler için bu yer Resulullah
(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in
minberidir. Yani yemin minberin
yanında yapılır.
Sait yerlerde yaşayanlar
camilerde yemin ederler. Delili Havinin buradaki beyanatıdır.
Hattabî yeminin cami'de minber yanında verilmesinin vücubuna kaaildir. Çünkü hadise mescid-i Nebevide cereyan etmiştir. Kinde'li
zatın kalkması minberin yanına gitmek içindir: Maarnafih
bu istidlal cay-i te'emmül görülmüştür.
Hanefilere göre yemin, hakimin huzurunda verilir.